Jeoturizm ile Yeryüzünü Keşfetme Deneyimleri

Yaşadığımız çağ teknolojik gelişimler, hayat standartlarının artması, bilgiye ve hizmetlere kolay erişilebilirlik sağlaması gibi avantajların yanı sıra bazı sorunları da beraberinde getirmiştir. Bu sorunlardan biri artan taleplerin hızlıca karşılanması nedeniyle insanların daha çok şeye ihtiyaç duyma alışkanlığını edinmesidir. Bireyciliğin, popüler unsurların arttığı ve toplumsal sınırların daha aza indiği toplumlarda daha sık görülen bu durum “tüketici toplumu” kavramını ortaya çıkarmıştır. Her şeyi hızlıca elde edebilen bu toplumlarda bir süre sonra duygusal boşluklar oluşmuş ve bu durumun giderilmesi için daha çok talep sunmaya başlamışlardır. Tabi ki bu konu her sektörde kendini gösterdiği gibi turizm sektöründe de adından söz ettirmiştir. Tüketimin artmasının turizmin temel taşını oluşturan doğa, kültür, tarih, toplum dengelerini de bozmaya başlaması ile sürdürülebilirlik kavramını turizm için de fazlaca duymaya başladık. Bu kavram ilk olarak 1987 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından yayınlanan “Ortak Geleceğimiz” (Brutland Raporu olarak da bilinir) adlı raporda karşımıza çıkmaktadır.  Turizm için konuşulan konuların başında kültür, sosyal ve toplumsal değerler ve yaşanabilir bir dünyanın korunarak gelecek nesillere aktarılması gibi kavramlar yer almaktaydı. Bu durum beraberinde “sürdürülebilir turizm” dediğimiz kavramı ortaya çıkarmıştır. Sürdürülebilir turizm, o zamanlardan günümüze gelene dek gelecek nesillere miras bırakmamız gereken unsurları dünyaca korumayı ve aktarmayı amaçlamaktadır.

Sürdürülebilir turizm anlayışının hedefleri

Sürdürülebilir Turizmin Gündeme Getirdiği Kavramlar

İnsanların klasik “deniz, kum, güneş” temalı tatil anlayışı zamanla keşif, deneyim, eğlence, eğitim, adrenalin gibi ilgi alanlarına kaymaya başlamıştır. “İlgi odaklı turizm” diye bahsedilen bu anlayış deneyimleri daha derin yaşama, yerel toplumlar ile tanışma ve özdeşleşme fırsatı sunmaktadır. Farklılaşmış kitle turizmine alternatif olarak sunulan ilgi odaklı turizm; turistlerin ilgi alanlarına uygun tasarlanarak onlara gerçeğe daha yakın deneyimler, daha fazla tatmin duygusu sağlamaktadır.  Turistlerin sörf, vahşi doğa aktiviteleri, dağ tırmanışları, kayak gibi aktiviteleri bahsettiğimiz ilgi odaklı turizmin birer parçasını oluşturur.

İlgi odaklı turizm tüm dünyada giderek yayılan alternatif bir turizm anlayışı haline gelmiştir.

 Son yıllarda rövanşta olan jeoturizm de bu parçalardan biridir. Jeoturizm faaliyetleri; insanların yerkürenin oluşumu ile ilgili bilgi veren fosillere, mağaralara, yanardağlara, kraterlere ilgi göstermesi ile başlamıştır. Bu durum beraberinde de insanlarda doğayı ve bu gibi unsurları koruma anlayışını da uyandırmıştır. Yani jeoturizm; turizm ve sürdürülebilirliği bir arada barındırmaktadır. Korunan tüm unsurlar birer “jeolojik miras” olarak adlandırılmaktadır. Kanyonlar, yanardağlar, mağaralar, göller gibi jeolojik miraslar birer “jeosit” olarak tanımlanmaktadır. Jeositler bazen görsel bazen de bilimsel olarak çok değerli olmaktadırlar. Bu yüzden devletler, kurumlar veya kuruluşlar tarafından koruma altına alınmaktadırlar. Bu koruma altındaki alanlara “jeopark” denilmektedir. Jeoparklar, zaman zaman içlerinde tek bir jeositi barındırırken zaman zaman da birden çok jeosite ev sahipliği yapmaktadırlar. Bu araziler turizm açısından bulundukları ülkelere değer kazandırırken daha fazla döviz getirmelerini de sağlayarak ülkenin kalkınması içinde avantajlı bir seçenek haline gelmişlerdir. Jeoparkların korunmasını ve devamlılığını sağlamak için çalışan en önemli kuruluşlardan biri de UNESCO’dur. UNESCO anlayışı çerçevesinde kurulan Avrupa Jeopark Ağı (EGN) ve Küresel Jeopark Ağı da (GGN) birbirleriyle paralel çalışan ve üye jeoparklar arasında iş birliği sağlayan standartları ve imkanları çok yüksek kuruluşlardır. Bu kalite standartlarının korunması ve sürdürülebilirliği için de eğitim, koruma ve turizm gibi ölçütleri esas almaktadır.  Tüm bu jeoturizm anlayışları ile kabul edilen ilk jeopark Fransa’da bulunan “Haute-Provence Jeolojik Rezervi” jeoparkıdır. İlerleyen yıllarda Avrupa’da sayısını artan jeoparklar sayesinde de sırasıyla EGN ve GGN faaliyetlerine başlamışlardır. Bu arada Asya-Pasifik Jeopark Ağı, Afrika Jeopark Ağı gibi jeopark ağları da kurulmuş ve faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

Haute-Provence Jeoparkı dünyanın onaylanan ilk jeopark alanıdır.

Jeoparkların Toplumlara Sağladığı Avantajlar

 Jeoturizmin vazgeçilmez bir parçası olan jeoparklar ülkemizde henüz fazlaca bilinmese dünyada istenen ve oluşturulmaya çalışılan bir olgudur. Türkiye’de yasal bir zemine sahip olmasak da bu konu hakkında araştırmalar zamanla hız kazanmaya başlamıştır. Jeoparklar, ziyaretlere açık olması sebebiyle jeopark alanlarını koruma, eğitim ve ekonomik gelir gibi konuları da gündeme getirmektedir. Her alanda olduğu gibi doğayı ve jeolojik mirasları korumakta eğitim ile mümkün olmaktadır. Deneyimleyerek, gezerek ve görerek eğitim bu alanda oldukça önemlidir. Bu önemli noktada ise jeoparklar eğitim konusunda büyük rol oynar.

 Koruma bilinci doğal hayatın başlıca esaslarından biridir. Jeoparkların korunması eğitim açısından büyük önem taşır. Bunun nedeni ise yeryüzün oluşumunu en başından günümüze kadar tamamıyla anlatan jeolojik unsurlar milyonlarca yılda oluşumlarını tamamlamışlar veya oluşumlarını sürdürmektedirler. Bu varlıkların korunmaması halinde yok olma riskleri vardır ve yeniden oluşturulması mümkün değildir. Eğitim ile bilinci arttırarak koruma sağlamak, deneyimleri arttırmak sürdürülebilirliği sağlamanın en güvenilir yolu haline gelmektedir.

 Koruma bilincinin artmasını sağlayan bir diğer unsurda jeolojik yapıların bulunduğu bölgelerdeki yerel halkın ekonomik kazanç elde etmeleridir. Temelleri yerel halkla atılan bu alanlar, korundukça ve geliştirilip tanıtıldıkça devam etmekte ve turistlerin ilgi odağı haline gelmektedir. Bu da bölgedeki yerel halka bir iş alanı ve ekonomik gelir kaynağı sağlamaktadır. Hayat standartları gitgide yükselen insanlar ellerindeki değerlerin farkına varmakta ve onları daha çok korumaya teşvik olmaktadırlar.

 Bunların yanı sıra tarihi yerlerin restore edilmesine katkı sağlanır. Bölgeye daha çok turist çekmek için kültürel-gastronomik festivaller yapılmakta ve bölgenin etnik ve kültürel değerlerinin yaşatılmasını sağlamaktadırlar. 

Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark alanının yerleşim yerlerine çok yakın olması buradaki yerleşik halka turizm aracılığıyla bir geçim kaynağı sağlamaktadır.

Dünya Genelinde Faaliyet Gösteren Jeopark Ağları

Daha önce bahsettiğimiz ve UNESCO desteği ile kurulan iki temel jeopark ağı vardır. Bunlardan ilki 2001 yılında kurulan ve sadece Avrupa ülkelerinin üye olduğu Avrupa Jeopark Ağı’dır. Diğeri ise onu takip eden ve üyelik şartları birebir aynı olan Küresel Jeopark Ağı’dır. Avrupa ülkeleri dışındaki ülkeler jeolojik miraslarını korumak ve bir birliğe üye olmak istediklerinde Küresel Jeopark Ağı’na başvuru yapabilmektedirler. Avrupa Jeopark Ağı’na üye olan Avrupa ülkeleri ise otomatik olarak Küresel Jeopark Ağı’na da üye olmuş sayılmaktadırlar. Sadece 10 yılda 111 ülkeyi bünyesinde barındırmayı başaran Küresel Jeopark Ağı’nın temel amacı üye ülkelerin gerektiği noktalarda birbirleri ile iş birliği yapmasını sağlamak ve dünya çapında tanıtımlarını kolaylaştırmaktır. Bu iki kuruluştan birine üye olmak isteyen ülkelerin belirledikleri sit alanlarında bazı ölçütlere sahip olması istenmektedir ve bunun yanı sıra bu ölçütlerin devamlılığının sağlanabilecek olması da çok önemlidir. Bu yüzden bu kuruluşlar dört yıllık süreler ile takip sistemi oluşturmuşlardır. Bu kuruluşlar tarafından kabul edilmemiş bölgeler jeopark adını kullanma hakkına sahip değillerdir. Bunun nedeni ise jeoparkların belli kalite standartlarının altına düşmesini engellemektir.

Ülkemizde jeolojik miras olarak sayılabilen birçok alanda küresel bir jeopark olma yolunda çalışmalar yapılmaktadır.

Ülkemizde Jeopark Olgusu

Türkiye’de jeolojik miraslar hakkında araştırmalar 1970’li yıllara dayansa da konunun yaygınlaşması ancak 1997 yılında Ankara Üniversitesi öğrencileri tarafından kurulan ve 2000 yılında dernek halini alan JEMİRKO’nun (Jeolojik Mirası Koruma Derneği) çalışmalarına başlamasıyla yaygınlaşmıştır.

 Bu çalışmalar günümüze kadar çok kısa bir zamanda yer alsa da jeopark projelerinin sayısında hızlıca bir artış görülmektedir. Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı, Nemrut volkanı-Van Gölü Jeoparkı, Karapınar Jeoparkı, Tuz gölü Jeoparkı, Mut Jeoparkı, Narman Mutluluk Vadisi Jeoparkı, Pamukkale Traverten Jeoparkı, Kapadokya Jeoparkı bunlardan başlıcalarıdır.

 Yine de bu projelerin sayısının artmış olmasına rağmen UNESCO tarafından korumaya alınan ilk ve tek jeopark Manisa ili sınırları içerisindeki Kula Jeoparkıdır. 2013 yılında UNESCO Jeoparklar Ağı üyesi olana kadar uzun ön çalışmalara konu olmuştur. Bu alan içerisinde tek bir jeosit tipi barındırmamakla birlikte civarında koruduğu yöresel güzellikler, arkeolojik ve biyolojik zenginlikler bakımından da önem taşımaktadır.

Kula Volkanik Jeoparkı

Katakekaumene/Yanık Ülke/Kula-Salihli Jeoparkı

Antik Yunan coğrafyacı Strabon’un “Geograpicha” adlı eserinde “Katakekaumene” (yanık ülke) olarak geçen Jeopark, Manisa’nın Kula ilçesi içerisinde yer almaktadır. Kula Volkanik Jeoparkı, antik çağlardan günümüze kadar pek çok seyyahın yazılarına da konu olmuştur. Bunun en büyük sebeplerinden biri de bölgenin doğal, jeolojik, kültürel ve arkeolojik zenginlikleridir.

 Geniş bir alana yayılması ve birden çok jeositi bölge içinde bulundurması gibi sebepler ile uzun yıllardır oluşumunu sürdürmekte olan alan, Avrupa ve UNESCO tarafından onaylanan Türkiye’nin ilk jeoparkı olmaya hak kazanmıştır.

 Bölgedeki jeositler; peri bacaları, karstik mağaralar, kanyonlar, volkan koni ve kriterleri, volkanik mağara ve tüneller, volkanik kanyon ve şelaleler, kaplıcalar ve maden suları, kırgıbayırlar olarak sıralanabilmektedir. Kula Volkanik Jeoparkı tüm bunlar ile Avrupa’nın ve UNESCO’nun onayını almayı başardığı gibi bölgedeki diğer özellikler de turistlerin ilgisini çekmektedir. Gök Eyüp çömlekçiliği, Yunus Emre Türbesi, prehistorik fosil insan ayak izleri ve Osmanlı mimarisini koruyan kula evleri ile de zengin kültürel yapısını gözler önüne sermektedir.

Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark Projesi

Kızılcahamam-Çamlıdere Jeopark Projesi içerisinde yer alan bir göl

Ankara Üniversitesi öncülüğünde, Ankara Valiliği, Kızılcahamam Belediyesi, Kızılcahamam Kaymakamlığı, Çamlıdere Kaymakamlığı ve Jeolojik Mirası Koruma Derneği’nin iş birliğiyle kurulmuş bir jeopark projesidir.

 Diğer jeoparklardan farklı olarak içerisinde pek çok yerleşim yerini de barındırmaktadır. Bu sayede jeositler yerel halkın koruması altına girmiş sayılabilir. Tüm bu durum çerçevesinde Kızılcahamam-Çamlıdere Jeoparkı jeolojik miras ve jeositler ile birlikte yörenin doğal güzellikleri, tarihi ve kültürel mirası aynı anda sergileyen bir alan olma özelliği kazanmıştır. İçerisinde 250 çeşit jeositi barındırır ve buradaki alanların her biri yaklaşık 23 milyon yıl ile 20 bin yıl arasında oluşan oluşumlardır.

 Bu alanda gezilebilecek bazı yerler; Uzunkavak taşlaşmış ağaç fosilleri, Acı Deresi maden suyu, Gelin Kayası, Balcılar Bazalt sütunları, Kızılcahamam sıcak suları, Abacı peribacaları, Mahkemeağcin yeraltı şehri, Alicin Manastırı gibi yerlerin yanı sıra sütunlar, gelin kayaları, gölleri de barındırmaktadır.

Zonguldak Jeoparkı Projesi

Zonguldak Jeopark Çalışmaları

 Zonguldak Jeopark projesi içerisinde 350 milyon yıl önceye dayanan oluşumları barındıran bir alanı kapsamaktadır. Ellinin üzerindeki karstik mağarasıyla hem görsellik olarak dikkat çekmekte hem de yerkürenin oluşumu ile ilgili bilimsel değerler taşımaktadır. İki noktadan da dikkat çeken Zonguldak Jeoparkı son zamanların çalışmalarına konu olarak sık sık karşımıza çıkmaktadır.

 UNESCO Türkiye Milli Komisyonu üyesi Prof. Dr. Nizamettin Kazancı yaptığı bir konuşma sırasında Zonguldak Jeoparkını sadece mağaraları ile ele almanın yanlış olduğunu, zengin kömür rezervi sayesinde maden odaklı olarak düşünülebilecek, dünya çapında bir jeopark olabileceğini söylemiştir.

Nemrut-Süphan Jeoparkı Projesi

Nemrut Kalderası

 1 milyon yıl önce volkanik faaliyetler ile oluşmuş alan Bitlis il sınırları içerisinde yer almaktadır. Nemrut Kalderası olarak da bilinen bu bölgede, 2013 yılında Bitlis Valiliği ve İstanbul Üniversitesi’nin ortak çalışmalarıyla Jeopark projesi çalışmalarına başlanmıştır. Günümüzde hala devam eden çalışmalar doğrultusunda uzmanlar buranın dünyanın en büyük jeoparkı olabileceği düşüncesindedir. UNESCO ölçütleri ile yapılan çalışmalarda 13 km’lik bir alan incelenmekte ve bu alanın içerisinde sıcak ve soğuk göller, buz mağarası, buhar bacaları gibi doğal yeryüzü oluşumları yer almaktadır. Nemrut-Süphan Jeoparkı’nın bir diğer dikkat çeken özelliği ise belirlenen alan içerisinde çok fazla etnografik, arkeolojik, ekolojik, tarihsel ve kültürel özellikleri barındırmasıyla ender rastlanan bir bölge tipi olmasıdır. Bu durum bölgeyi dünyanın en iyi jeoparkı olmaya da aday göstermektedir. 

Sivas-Yukarı Kızılırmak Jeoparkı Projesi

Yukarı Kızılırmak Projesi zaman zaman “Türkiye’deki Mars”olarak adlandırılmaktadır.

Türkiye’de Kula Volkanik Jeoparkı’ndan sonra UNESCO ve Avrupa tarafından onaylı 2. jeopark olma amacıyla ilerleyen çalışmalardan biri de Sivas’ta bulunan Yukarı Kızılırmak Jeoparkı projesidir. Üç aşamalı bir projeden oluşan bu çalışmalar tamamlandığında UNESCO’ya başvuru yapılması planlanmaktadır. İçerisinde bulundurduğu çökme dolinler, kör ve kanyon vadiler, karstik göller, doğal köprüler ve bunlar gibi birçok oluşum buranın bir jeopark olması için gerekli koşulları sağlayan jeositlerdir. Ayrıca bu bölgenin Türkiye’nin sahip olduğu tek jips karstı sahası olduğu da söylenmektedir.

Kayseri Jeoparkı Projesi

7.5 milyon yıl öncesinden bir fil dişi fosili

En yeni jeopark çalışması sayılabilecek bir alanda Kayseri sınırları içerisinde yer almaktadır. Kayseri Kocasinan Yamula Gölü Barajı civarlarında yaklaşık 10 milyon yıl öncesine ait hayvan fosilleri bulunması burada jeopark çalışmalarının başlamasına sebep olmuştur.  Fil, üç toynaklı atlar ve boynuzgillere ait fosillerin bulunması, bölgenin coğrafi koşullarının ve zaman içerisindeki iklimsel değişiklerin ne gibi etkiler gösterdiğini araştırmak için önemli bir nokta olmaya başlamıştır.

Türkiye’de Jeolojik Miras Olarak Sayılabilen Diğer Alanlar

 Bölgelere göre ayırabileceğimiz jeoturizme katkı sağlayabilecek ve jeolojik miras olarak sayılan alanların başlıca örnekleri şu şekildedir;

Akdeniz bölgesinde; Mut Miyosen Havzası, Salda Gölü, Olimpos’un Sönmeyen Alevi, Cennet-Cehennem Çöküntü Dolinleri, Narlıkuyu (Dilek) Mağarası, Altınbeşik Mağarası, Köprüçay Kanyonu

Salda Gölü / Türkiye’nin Maldivleri

Ege bölgesinde; Spil Dağı Pilov Lavları, Pamukkale Travertenleri (UNESCO koruması altındadır), Orhaniye-Kızkumu, Kleopatra Adası Oolitleri, Köyceğiz Gölü, Esendere-Karaburun, Seydiler Doğal Parkı

Pamukkale Travertenleri UNESCO tarafından hem kültürel hem de doğal miras olarak 1988 yılında Dünya Mirasları Listesine eklenerek koruma altına alınmıştır.

Doğu Anadolu bölgesinde; Nemrut Kervanı, Nuh’un Gemisi Telçeker Heyelanı, Van Gölü, Buz mağarası, Kırmızı Mutluluk Vadisi

Nemrut Kralları ve Tanrılarının Heykelleri

İç Anadolu bölgesinde; Meke Maarı, Obruk Maarı, Kapadokya yer şekilleri (UNESCO koruması altındadır), Karapınar çöl kumulları, Tuz Gölü, Taşkale (Kızıllar) Kanyonu, Yer Köprü

Marmara bölgesinde; Ulupınar Mağarası

Karadeniz bölgesinde; Boyabat bazalt sütunları bunlardan bazılarıdır.

SİNOP-BAZALT SÜTUNLARI

Bu alanlarda jeoturizmi geliştirmek için; bisiklet ya da ATV patikaları, jeopatikalar, tanıtım kitapları, gözlem evleri, sportif faaliyetler, rehberli jeoturlar, tanıtım filmleri, doğa yürüyüşleri, kampçılık, hayvan ve bitki gözlemciliği, yamaç paraşütü gibi aktivitelerin ve faaliyetlerin geliştirilmesi için uzmanlar önerilerde bulunmaktadır.

Jeoturizm ile İlgili Araştırmalar

 Jeoturizm son yirmi yılda ulusal ve uluslararası alandaki çalışmalarda önemli bir konu haline gelmiştir.  Çalışmaların ortak amacı jeolojik bilgilerin artması ve jeolojik mirasların dünya çapında tanıtılmasıyla turizme katkı sağlamak ve sürdürülebilirliğin artmasıdır. Bu amaçlar doğrultusunda yapılan çalışmaların artmasıyla jeoturizm ve jeolojik miras konularına özel uluslararası üç dergi yayımlanmaktadır.

 Bruna ve Peretto adlı iki araştırmacı jeolojik kaynakların belirlenmesi için yaptıkları araştırmalarda jeositlerin ve jeoarkeolojik sitlerin ayrıştırılarak fotoğraflı ve jeomorfolojik temalı harita üzerinde jeoturizm açısından geliştirme önerileri sunmaktadırlar.

 Hurtado, Dowling ve Sanders’in çalışmalarında geliştirdikleri kültür turizmi tipoloji modelini jeoturizme uyarlayarak yeni bir jeoturizm modeli oluşturmayı amaçlamışlardır. Bu çalışma Batı Avusturalya’daki Yanchep Ulusal Parkı’na jeoturizm amacıyla gelen turistlere Kristal Mağarası’nda uygulanmıştır. Bir niş turizmi olan jeoturizm motivasyon ve tecrübeye dayalı olduğu için bu model her ne kadar bazı konularda uygulanabilir olsa da tamamen hayata geçememiştir.

Yanchep Ulusal Parkı/Kristal Mağarası

 Bazı çalışmacılar ise turizm ve peyzaj konularını birleştirerek jeoturizmi iki alana da entegre etmeye çalışmaktadırlar. Bunlardan bir örnekte Nemrut Dağı Milli Parkı’nın jeoturizm açısından geliştirilmesi için yapılan jeoyol çalışmasıdır. Yapılan 24 km’lik bu yol üzerinde 14 jeosit bulunmaktadır.

Jeoturizmin Geliştirilmesi ve Jeoparkların Korunmasının Önemi

Turizm ve sürdürülebilirlik kavramlarının üzerinde durulan yeni turizm anlayışının temelleri gelecek nesillere doğayı, kültürel mirasları aktarmak adına ortaya atılmıştır. Bununla beraber gelişen ilgi odaklı turizmin bir kolu olan jeoturizm de özellikle bu ve bunun gibi unsurların devamlılığını sağlamak ve onları korumak adına önemli çalışmalarda bulunulmasını sağlamıştır. Özellikle jeolojik mirasların korunması ve bilinirliğin arttırılması için çalışmalar yapılan jeoparklar, bu gibi sit alanlarının korunması için çok önemli unsurlardır. Jeoparkların korunması, jeositlerin korunmasını ve uzun yıllar boyunca yok olmamasını sağlamaktadır. Bu da en başta bahsettiğimiz gibi gelecek nesillere bu tip mirasların kolayca aktarılmasını sağlamaktadır. Kurum ve kuruluşların bu gibi yerleri korumasını beklemeye gerek kalmadan yerel halkların konu hakkındaki bilincinin arttırılarak, bu alanlara sahip çıkmalarını sağlamaya çalışmak gerekmektedir.

Kapadokya son zamanlarda hem ulusal hem de uluslararası alanda Türkiye’nin önemli bir jeoturizm merkezi haline gelmiştir.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Negibi sosyal içerik paylaşım sitesidir. Tüm hakları saklıdır izinsiz kullanılamaz ya da kopyalanamaz.